Pandemi Silikon Vadisi’ni Bitirdi mi?

Pandemi’nin Bir Yılı

Herkese merhaba:) Bu yazıyı yazmaya başladığımda Mart ayındaydık, niyetim pandeminin bir yılının bittiği döneme bu yazıyı yetiştirmekti. Bir sürü yoğunluk içinde yazıyı bitirirken Nisan ayının ortasında buldum kendimi. Neyseki son bir yıldır bir şeyler yolunda gitmediğinde normal karşılamayı öğrendik.

Silikon Vadisi’nde çocuklar (kısıtlı süre ve günle dahi olsa) okula gitmeye başladilar. 1 yıldır evde eğitim görüyorlardı ve her zamanki gibi annelerin üzerine yüklenmiş bir yükten daha biraz biraz kurtulmaya başladığım bugünlerde dönüp şöyle geriye baktım 1 yılda neler neler olmuş…

Hayat eve sığar.

Herşeyden önce cümbür cemaat evlere tıkıştık, birbirimizi boğdukça boğduk, ama aslında boğulmadığımızı görünce belki de birbirimizi daha iyi anlamaya çalıştık. Çıkmazlar hep çözümlere gebe. Zor diye hiçbir zaman seçmediğimiz yollar bir bir önümüzde dizildi. Eee sonra ne mi oldu??

İsyanların çözüm getirmediğini anlayınca sorunlarımızı çözer, yeni yollar diller, arar ve bulur olduk. Biraz büyüdük bu yıl bence. Olgunlaştık. Kaçmak istediğimizde kaçamadık belki, orada kavrulduk biraz. Bu belki de Dünya’nın insanlara büyüyün çağrısıydı. Bu son bir  yıl çok korktuk, kaygılar denizlerinde boğulduk sandık ama orda da boğulmadık. Çıktık ordan da sonuçta. Aşı müjdesi pamuk şeker gibi herkesi umutla bağladı geleceğe. Ama pandemi bitmedi. Aşılar bize zarar verecek miydi?! Onun da kaygısı geçti hepimizin üstünden. Ne kadar çok zorlandık bu yıl. Çocuklarımızı öğretmeye çalıştık, kavgalar, çatışmalar,  geleceğe dair korkular, ne olacaktı sosyalleşmeyen agresifleşen çocuklarımızın sonu?! Çoğu zaman sokakta, markette gördüğümüz maskeli görüntüler bizi film sahnesindeymişiz gibi hissettirdi. Şimdi geldiğimiz noktada ise ne yaşıyoruz biz yahu diye düşünüp yeni dalganın, mutasyonların gelmesi ile bir yanımız korku dolu bir yanımız da yeter artık diyor… Hele ki bitmek bilmeyen yasaklar… Uğradığımız haksızlıklar… Birçoğumuz sisteme karşı çok kırgın olmakla çok öfkeli olmak arasında denge kurmaya çalışıyoruz, çünkü öğrendik ki isyan da bir sonuç getirmiyor.

Peki pandemide Silikon Vadisi’nde ve Amerika’da süreçler nasıl gelişti? Bu yazımda biraz bunlardan bahsedeceğim. Ona geçmeden önce bildirmek isterim ki aşılanma çok hizli ilerledigi için burada halkta panik hali bitti açılma ve umut halleri baskın. Kaliforniya için 15 Haziran’da herşey pandemi öncesi haline dönecek diye bir bilgi var, herkes merakla bekliyor ne olacağını.


Pandemide Silikon Vadisi’ne Ne Oldu?

Pandemide herkes evden çalışmaya başlayınca, Silikon Vadisi’nin masraflarından yorulmuş olan bir kesim göç etmeye başladı. Hatta sadece insanlar değil, şirketler de buradan taşınmaya başladı. Silikon Vadisi’nin temel taşlarından olan büyük yazılım firması Oracle merkez binasını Texas’a taşıdı. Oracle, yükselen yaşam masrafları ve yüksek vergiler yüzünden, uzaktan çalışma imkanını değerlendirip 33 yıldır evi olan merkezini, Silikon Vadisi’ni terk etti. Aynı şekilde Dünya’nın gelişen teknoloji devi Tesla da merkez binalarını Austin’e taşıyor. İnsanlar bu gelişmeleri gördükçe acaba Silikon Vadisi teknoloji merkezi olarak etkinliğini yitiriyor mu? Yoksa Pandemi Silikon Vadisi’ni bitirdi mi? gibi sorular sormaya başladılar.


Aslında Silikon Vadisi firmaları pandemi sürecinde ivmeli bir şekilde büyümeye başladı. Çünkü tüm dünyada insanların alışkanlıkları değiştiği bir süreçteyiz, herşeyin internetten yapılmaya başlandığı bu süreçte herhangi bir firmanın elinde hali hazırda var olan ya da bu süreçte geliştirdikleri tüm teknolojiler değer kazandı. Firma değerleri hızlı bir şekilde arttı. Ayrıca dev büyüklerin ve daha yüzlerce teknoloji firmasının merkezi de hala burada.
Gidenlerin de yerini yeni gelenler alıyor aslında çünkü Silikon Vadisi sadece bir teknoloji merkezi değil aynı zamanda eğitim seviyesinin yüksek olduğu ve güzel iklimi, doğasıyla içinde yaşayan insani huzura davet eden bir yer.
Zaten pandemi ile birlikte tüm Dünya’nın çehresi değişti ve değişmeye de devam ediyor. Değişimlere açık olup, her yeni durumu kalpten göğüsleyebilenler bu süreçten en az zarar görenler olacak diye düşünüyorum.

Amerika’da Pandemi Süreci

.

Palo Alto downtown

Amerika’da Covid 19 salgını çok ciddiye alındı. Tüm kurum ve kuruluşlar sağlık departmanından gelen talimatlara göre tedbirlerini aldı. Süreç boyunca, tabiki toplumda kurallara uymayanlar herzaman olur ama özellikle kapalı alanalarda ve insan yoğunluğunun yoğun olduğu yerlerde herkesin maskesini takması hep zorunlu oldu ve herkes biribinden 2 metre uzak tutulmaya özen gösterildi. İnsanlar özellikle maskesiz şekilde birbirinin yakınına gelmemeyi öğrendi. Mekanlar çok sıkı denetleniyor. Bütün şehir merkezlerinde açık havada yemek yiyebilmek için sokaklara masalar kondu, etrafı çiçeklerle donandı  ve bu açık hava restoranları bence pandeminin getirdiği en tatlı gelişmelerden biri oldu. Seminer, ritüel, ödül töreni gibi toplanmalar hep yasaktı. Kapalı ortamlarda yapılan istisnasız tüm etkinlikler sağlık yönetmeliğinin kapalı ortamdaki kişi sayısına göre ayarlandı. Sokağa çıkma yasağı pandeminin en başindaki birkaç gece dışında hiç yapılmadı.

İşsizlik Maaşı ve Yardımlar


İşsiz kalan herkes işsizlik maaşı ve buna ek olarak devletin işsizlik maaşına eklediği pandemi yardımını aldı. İşsizlik maaşlarının ödemelerinin gerçekleştirilmesi normal sürecinden biraz daha kolaylaştırıldı. Ayrıca buna ek olarak belli gelir seviyesinde olan tüm halk da toplam 3 defa  Amerikan başkanı tarafından belirlenen para yardımını aldı. Bunun dışında küçük işletmelere düşük faizli kredi imkanı sağlandı.


Artık herşeyi internetten yapmaya başladık. Veli toplantısı, doktor görüşmesi, arkadaşlarla sosyalleşme toplantıları, mahkemler ve niceleri. Herşey ne kadar değişti gerçekten. Son haftaların kuşkusuz en güzel haberi ise okulların açılması oldu.

Okulların Açılma Süreci

Covid 19 virüsünün sebep olduğu bu pandemide başımıza gelen en zorlu şeylerden biri okulların kapanması oldu. Bunun tek bir sebebi de yok.
15 Mart 2020’ de okullar kapanıp uzaktan eğitim sürecini evde yaşadıktan sonra Silikon Vadisinde okulların açılma sürecinin çok başarılı çok ayrıntılı ince ince düşünülerek planlandığını ve uygulandığını söyleyebilirim. Bir sonraki yazımda ise bu süreci ayrıntılı bir şekilde anlatacağım.


Bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Yorumlarınız benim için çok kıymetli. Tüm soru ve görüşler için lütfen bana yazın.

Daha fazlası için beni takip edin:)

Yorumlarınızı Bekliyorum

Go back

Your message has been sent

Warning
Warning
Warning
Warning.

GİTMESİ GÜZEL DE..

Bir önceki yazımda gidebilmekten bahsetmiştim. Bu yazıda ise gittikten sonrasına değinmek istiyorum. Bir sürü hayal ile göç ettikten sonra, geldiğin yerde tutunabilmesi en başta oldukça zorlayıcı olabiliyor.

Yurtdışında yaşamak

Gittiğin yerde keyifle yaşayabilmek, bulunduğun yerin sana sunduğu fırsatların kıymetini bilmekten geçiyor. Çünkü insan zamanla sahip olduğu şeylerin değerini görememeye başlıyor.

Ben buraya geldiğimde kızım 4 yaşındaydı, oğlum ise birkaç hafta içinde doğdu. Severek ve isteyerek gelmeme rağmen kısa zaman sonra Türkiye’de bıraktığım her anıyı ve her şeyi aradığım ve şiddetle özlem duyduğum bir duygu durumunda buldum kendimi. Kızımın Türkiye’deki okulundan gelen aylık yemek menüsü bültenine ağladığımı bilirim. Bu bir tür yas. Olduğun yerden kopup yeni bir yere adaptasyon gerçek bir yas. Tüm yaslar gibi bunu da atlatabilmek için acını sonuna kadar yaşayıp, yaşadığın yerin artık burası olduğunu kabullenmek gerekiyor. Eğer bu acıya nasıl dayanırım diyenler varsa okuyanlardan, yanlız değilsin. Bu durumda iki seçenek var; ya bir kere derin bir acı yaşamak ya da ömür boyu dinmeyen bir sızıyla yasamak yani arafta olmak.

Daha önce de bahsettiğim gibi, bulunduğunuz yere gelme sebebiniz tüm negatiflikleri bastırabiliyor olmalı. Çünkü bu arada kalma hali tam bir enerji emici. Geldiğim yerin güzelliklerini sonuna kadar yaşamaya bu duygu durumundan kurtulduğumda başladım. Hayat kısa ve hergünümüz onu doyasıya yaşamamızı hakediyor.
Üstelik bu bahsettiğim sadece işin duygusal kısmı, buna maddi sıkıntılar, yabanci dili anlama, anlaşılma dertleri, yeni bir sistemi sıfırdan öğrenme gibi bir çok detay girince göç etmenin zorlukları yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlıyor. Ama bunların hiçbiri aşılmayacak şeyler değil. Bazen sadece zor bir şeyi başardığını biliyor olmak bile onu atlatmana yardımcı oluyor. Benim de bunları paylaşmak istememin en önemli sebebi dünyada göçmen türklerin gittikçe çoğaldığı bu dönemde birbirimizin duygularına birlikte eşlik edebiliyor olmak.


Göç eden herkesin farklı hikayeleri var. Ama hepimizin ortak yanı duygularımız.

Şu bir gerçek ki dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım herşeyin mükemmel olduğu bir yer yok. 7 yıldır yaşadığım Silikon Vadisi’nin insanı zorlayan taraflarını ise aşağıda size 5 maddede özetlemeye çalıştım.

Silikon Vadisinde Yaşamanın 5 Zorlu Yanı

1)Çoook Yüksek Ev Fiyatları $$$

Bir önceki yazımda keyifle bahsettiğim bu ortamda yaşamanın faturası ise büyük.
En büyük zorluk ev fiyatlarının ve kiralarının çok yüksek olması.. Evler pahalı değil, evlerin fiyatları uçuk.. Vadinin merkezinde içi dışı kötü ve küçük evler bile ortalama 1,5 milyon $ değerinde, kötü ve küçük diyorum, dikkatinizi çekerim. Bir ev satışa çıktığında pazarlık bizim bildiğimizin aksine yapılıyor, en yüksek fiyatı verenin elinde kalıyor ev. 2.2 milyon dolara satışa çıkmış bir evin 2.4milyon $’ satılmış olması burada şaşırtıcı birşey değil. Alım gücü yüksek olduğu için 3-4 milyon dolarlik evler kapış kapış satılıyor.
Şu anda pandemi dolayısıyla “insanlar silikon vadisinden uzaklaşıyor” haberleri ortalıkta dolaşsa dahi evler satılmaya, pazar harekeltliğini korumaya devam ediyor.

2)Rekabet ve Baskı

Silikon Vadisinde mühendis olmak dünyadaki en prestijli deneyimlerden biri olabilir ama burada işe girebilmek için dünyanın en iyi mühendisleri ile rekabet etmeniz gerekiyor. Bunun için uzun bir mülakatlar zincirine girip 6 saat boyunca aralıksız 4 ila 6 kişi tarafından mülakat ediliyorsunuz. Silikon Vadisindeki mülakatlara hazırlanmak için yazılmış sayısız kitap bulunuyor. İşe girdikten sonra da zorlu rekabet ortamında baskı altında çalışanların sayısı az değil. Tabii Ki bu çalıştığın şirkete göre değişkenlik gösterbilen bir şey. Değişkenlik göstermeyen tek şey ise çok çalışmak. Buradaki yüksek masrafları karşılayabilmek, işinde tutunmak zorunda olmak ta büyük bir baskı oluşturuyor.

3)Pahalı İnsan Gücü

Maaşların ve ev fiyatlarının yüksek olması aynı zamanda her iş alanında ücretlerin normalın üstüne çıkmasını sağlıyor. Herhangi bir şekilde iş gücü gerektiren herşey çok pahalı. Bu kadar para kazanırken, evinin temizliğini de kendin yapmak zorunda kalabiliyorsun. Çünkü hizmet sektörü çok pahalı ve o paraya aldığın hizmet ise vasat. Türkiye’den giderken evimi kendi eviymiş gibi dip köşe ilmik ilmik temizleyen gündelikçi teyzeyi mumla arayacağım hiç aklıma gelmezdi:)
Burada yaşadığımız yıllar boyunca çoğu işimizi kendimiz yapmayı öğrendik. Türkiyede yaşarken yapmayacağımız çoğu şey elimizden gelir oldu.

4)Çok uzakta olmak

Zorluklardan diğeri ise Türkiye’ye çok uzak olması. Öyle hop diye uçağa atlayıp gidemiyorsun. 12 saat uçmak, uçmayı seven biri için bile kolay iş değil, hele ki küçük çocuklarla.. Ve sonrası jetlag çok zorlayıcı. Bu uzaklık maddi, manevi çok çok zor ve zaman zaman ne işim var benim burda dedirten cinsten.
Mesela 3 gün önce teyze oldum, kızkardeşimin bebeği oldu ama atlayıp minik yiğenimi görmeye gitmeyi aklımdan bile geçiremiyorum. Böyle günler bu uzaklığın en ağır olduğu günlerden tartışmasız.

5)Yemek içmek

Yemek kültürünün, bizim köklü tarihimizin icerisinde ne kadar değerli bir şey olduğunu buraya gelince anladım. Buradaki insanlar yemek pişirmeyi bilmiyorlar. Sebzeleri sadece ızgara yada kızartma olarak, bifteğin yanında yiyen bir kültürden bahsediyoruz.
Tabi ki güzel yemek yiyebileceğiniz restoranlar var, ama genel olarak buradaki yemek kültürünü türk yemek kültürüyle karşılaştırmak bile gereksiz. Hele ki kiiiii çorbalar, ah türk çorbaları.. Herşeyi bir kenara atın, lokantaya gittiğinizde içtiğiniz çorbanın bile ne kıymetli olduğunu bilin a dostlar:)) Kısacası geleneksel türk lezzetlerinden ayrı kalmak çok zorlayıcı. Bu arada, burda da türk ve akdeniz restoranları var fakat bu restoranlarda da beklediğin tadı bulmak her zaman kolay olmuyor.

Bugün bu yazıda yurtdışında yaşamamın zorlu yanlarına değindim. Eklemek isterim ki zorlanmış olmak geldiğim için bir gün bile pişman hissettirmedi. Burada yaşamak yaşadığım zorlukların her birine değecek yaşam standartlarına sahip olmamı sağladı. Bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Yazımla ilgili duygularınızı, soru ve görüşleriniz paylaşırsanız çok mutlu olurum. Bir sonraki yazımda buluşabilmek ümidiyle. Şimdilik hoşçakalın.

Beni instagramdan takip et:)

https://www.instagram.com/semrabulu.offical/

Go back

Your message has been sent

Warning
Warning
Warning.

Silikon Vadisinde Yaşam

Gidebilmek..

Son zamanlarda bir çok arkadaşımın Türkiye’den bir yerlere gidiyor olmasına şahit oluyorum, dünyanın başka yerlerinde kimi ne bekliyor bilemiyorum tabi ama bugünkü yazımda gitmek ne demek ve yaşadığım bölgede yaşam standartları nedir biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

İnsanın ana vatanını bırakıp gitmesi kolay iş değil. Kültürünü, aileni, günlük yaşantını, çocuğunun okulunu, işini, köşedeki tantunici’yi ve sevdiğin birçok şeyi arkada bırakıp onun yerine yenilerini keşfe çıktığın hiç bitmeyen bir yolculuk bu. Aslında bıraktıklarının yerine de hiçbir şeyi koyamıyosun. O noktada gittiğin yerde aradığın şeyin, bıraktığınla aynı şey olmayacağını kavramak çok değerli. Huzurla gidebilmek için, neden gittiğinle ve neyi geride bıraktığınla korkmadan yüzleşebilmek gerekiyor.


Buraya İlk Geldiğimde Ne Hissettim?

Kaliforniya’ya gelmek, içinde yaşadığım kültür açısından bir devrim niteliğinde oldu. Türk gelenek ve göreneklerine, tarihler boyu miras kalan kültürüne büyük saygı duyuyorum. Hatta bunun değerini ve anlamını buraya geldiğimde çok daha iyi anladım. Fakat bireysel olarak öylesine yok sayıldığım bir ortamdan bu kadar değerli hisettigim, önyargısız bir ortama gelmek paha biçilmezdi benim için. O kadar gösteristen uzak bir yer ki. Hayatım boyunca, sırf göstermek için yapılan şeylerin nasıl boş bir çaba olduğunu gördüm.

Tabi ki çok da zorlandım. Dünyanın en pahalı yerine gitmek söylemesi havalı olmasına havalı ama yaşaması da oldukça zorlayıcı olabiliyor. Biz de maddi olarak oldukça zorlu darboğazları aşıp gurbette 6,5 yılı devirdik.

Silikon Vadisinde Yaşamak Nasıl?

Finansal hacmiyle insanın başını döndüren Silikon Vadisi, varlık halinin güzel enerjisiyle doğanın güzelliği ve iklimin muhteşemliği de birbirini tamamlayınca oldukça yaşanılası bir yer.. O zaman size iyisiyle kötüsüyle burada yaşamak nasıl biraz bahsedeyim..

Silikon Vadisinde Yaşamanın 5 Güzel Yanı

1)Prestijli

Silikon vadisinde yaşamak herşeyden önce çok havalı:) Dünyada teknolojinin merkezi olan bir coğrafi bölgede yaşamak insana kendini ayrıcalıklli hissettiriyor. Yani, Netflix’in Headquarter’ı evimden iki sokak ilerde, Google, Apple, IBM, Facebook, Cisco’nun ana binası 20- 25 dk sürüş mesafemde, bu dünya devi şirketlerin kampüslerinin etrafında olması gerçekten heyecan verici. Özellikle bu bölgede çalışmış olmak, çalıştığın alanda dünyanın herhangi bir yerinde insanın adını bir adım öne çıkartıyor.

Teknolojinin merkezinde yaşamanın bir çok teknolojiyi dünyada ilk deneyimleyenler arasında olmak gibi bir avantajı da var. Bu konuda örnek verecek olursam: insansız araçlarla günlük hayatta karşılaşıyor olmak başı çeker muahakkak.

Dünyadaki en zengin insanlarla komşu olmak da ayrıca prestijli bir durum. Edindiğin arkadaşlarının dünyanın önde giden teknolojilerini geliştiriyor olması, onlardan bu ortamları birinci ağızdan dinliyor olmak insanın dünyaya bakış açınsını değiştiiyor ve ufkunu açıyor.

2)Para, Para, Para…

Silikon Vadisi ve San Francisco Körfez Bölgesi, uzun zamandır teknoloji ve inovasyonda dünyaya liderlik ediyor. Bütün teknoloji devlerinin merkezi burada bulunuyor. Startup firmalar da büyümeye devam ediyor. Piyasa büyüdükçe mühendisler daha çok kazanmaya, onlar daha çok kazandıkça piyasa büyümeye devam ediyor. (Şansınız yaver giderse) Silikon Vadisi dünyada en fazla para kazanabileceğiniz yerlerin başında yer alır kuşkusuz. Tabii ki çok çalışmanız gerektiğini atlamayalım. İstisnasız herkes çok fazla çalışıyor burda ve iyi paralar kazaniyorlar. Yani buralarda o “para” dedigimiz arkadaştan cok var.. $$:)

3)Güneşli Günler ve Doğa


11 ay güneşin bulutların arkasına girmediği güzel bir vadi burası. Buradaki güneşin parlaklığı ve tatlı sıcağı, Türkiye’nin Ege ve Akdeniz bölgesinde yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki hiçbir yerde yok. Güneşli günlerde büyük yeşil parklarda vakit geçirmenin,( ki bunu hemen her gün yapabiliyorsunuz burada) insanların üzerinde yarattığı pozitiflik çok belirgin. Bir gün buradan ayrılacak olsam en özleyeceğim şey güneşi olurdu sanırım.

İklim böyle olunca bitki örtüsünün güzelliğini de tahmin edebilirsiniz. Bu kadar çeşitlilikteki ağacı, bitkiyi bir arada görmek burayı benim için biricik yapan özelliklerinden birisi.. Doğanın ve şehrin böylesine içiçe oluşu masalsı güzellikte manzaralara sebep oluyor.

Onun dışında boylu boyunca okyanus sahil şeridine paralel bir yerleşkesi olan bu bölgede ne tarafa gitsen 40 dk-1 saat sonra okyanus kenarındasın. Eşsiz güzellikteki bu sahillere her an ulaşabilmek de başka bir avantaj. Ama buradaki sahilde yüzüldüğünü düşünüp yanılmayın, plajdaki favori etkinlik surf yapmıyorsan piknik:)

4)Dünyanın En Uzun Ağaçlarıyla Beraber Yaşamak


Silikon vadisi Dev ”Kaliforniya Sekoyası” (Redwood Trees) ağaçlarına da ev sahipliği yapıyor. Dünya’daki en uzun ve en iri gövdeli ağaçlar bunlar. Öyle ki silkon vadisinin başlıca şehirlerinden olan Palo Alto’nun adı da bu ağaçlardan geliyor. Palo Alto ispanyolca “uzun ağaç” anlamına geliyor. Vadide şehrin içinde bu ağaçlara çokça rasatlamak mümkün. Aynı zamanda etrafındaki Sekoya ağacı ormanların bulunduğu milli parkları da çok görkemli, buralarda yürüyüş ve kamp yapmak eşsiz bir deneyim.

5)Kültür Seviyesi Yüksek Bir Yer.


Kültür seviyesinin yüksek olması da başka bir ayrıcalık. Aslında o biraz da yaşadığın mahalleye de bağlı olabilir ama yine de eğitim seviyesinin yüksek olduğu bir çevrede yaşamak hayatın her alanına yayılıyor. Trafiğe çıktığınızda, restorana gittiğinizde, yolda yürüken bile bu saygı hali var.
Aynı zamanda burada nüfus da çok çeşitli, dünyanın heryerinden insan yaşıyor. Bu da insanların birbirine daha anlayışlı olmasına ve birbirinin farklılıklarına daha anlyislisi olmasını sağlıyor diyebilirim.

Ana başlıklarla Silikon Vadisinde yaşamanın olumlu taraflarına odaklandığım bu yazınin sonuna geldim. Bir sonraki yazımda burada olmanın zorlu yanlarından bahsedecegim. Okuyan ve duygularıma tanıklık eden herkese teşekkürler.

Daha fazlasi icin instagramdan takip et:)

https://www.instagram.com/semrabulu.offical/

İlk Post

Merhaba, ben Semra Bulu.

Neden blog yazıyorum?

Ben 6,5 yıldır San Francisco körfez bölgesinde, dünyada bilinen adıyla Silikon Vadisi’nde yaşıyorum. Geldiğim ilk günden bu yana burada olmaktan mutluyum.

Silikon Vadisi, dünyada yaşanabilecek en ilginç yerlerden biri. Öyle ki, aynı zamanda çok paraların döndüğü bir teknoloji merkezini ve çok büyük bir zenginliği ve bir okadar mütevazı bir yaşam tarzını içinde barındırıyor. Hayat bizi tesadüfen (tabi tesadüf diye bir şey varsa) buraya getirdi. Silikon Vadisi’nde yaşadığım yıllar boyunca burada olmanın insanlar üzerindeki etkisi üzerine çok düşündüm. Tanıştığım Türk ve yabancı arkadaşlarımla bu konudaki duygularımızı paylaşıyoruz.

Bloğumun amacı, silikon vadisinde yaşadığım hayatı, yaşam standartlarını, tüm güzelliklerini ve zorluklarını sizlere aktarmak.

Bununla birlikte; Türkiyede yaşayıp, farklı kültürde yaşamanın nasıl olduğunu merak eden ve yurt dışında yaşayıp, oradaki güçlüklerle baş etmekte zorlanan sizlerle duygularımızı paylaşabilmeyi diliyorum.

silikon vadisinde hayat

Kaliforniya’ya Nasıl Geldim?

Buraya gelmemizin sebebi, Türkiye’de doktorasını bitiren eşimin, Stanford Üniversitesi’ndeki bir profesörden, doktora sonrası araştırma (postdoc) yapmaya kabul edilmesiydi. Vizemizi elimize alıp, pılımızı pırtımızı toplayıp (karnım burnumda!) uçağa atladık. Hiç bilmediğimiz bir yere yaşamaya geldik. O sırada kızım 4 yaşında, oğlum ise daha doğmamıştı, sekiz aylık hamileydim.

Silikon Vadisi’nde ilk günler

Ve hayatımız tamamen değişmişti. Oğlumu hiç kimseyi tanımadığım bir hastanede doğurdum, saç kesiminin 50$ olduğu tabelalara şaşırdım, dükkanların nasıl böyle gösterişten uzak kaldığını merak ettim. Ve kendimi farklı bir dilde tam olarak ifade edemeyişimin, kelimelerin insanın boğazında düğümlenip, ağzından dışarı çıkamayışının zorluğunu tecrübe ettim..

Bir çok riski, bir çok zorluğu, göğüslememize bize yardımcı olan en önemli şey ise buradaki özgür önyargısız hayat oldu.

Amerika Rüyası

Amerika’da yaşamak çoğu insan için çok farklı sebeplerle çekici gelir, birçoğuna da aynı şekilde çok farklı sebeplerle itici gelir. Ben hiçbir zaman Amerika’ya gelmeyi hayal etmedim fakat Kaliforniya’ya geldiğim günden bu yana, gerek doğasına, gerek güneşine, gerekse düzenli şehir yerleşkesinin içindeki mütevazı yaşam tarzına aşık oldum. Tabii ki, Amerika’nın her yerinde aynı yaşam şartlarının olmadığını da eklemek gerek.
Biz, özellikle Amerika’ya gelmeyi seçmedik, buraya gelme fırsatı hiç beklemediğimiz bir anda önümüze çıktı ve herşeyimizi Türkiye’de bırakıp; geleceğin, kendimiz ve çocuklarımız için daha parlak olduğunu tahmin ettiğimiz bir yurda gitmeyi tercih ettik. Bu tercihi gerçekleştirmek için çok bedel ödedik, çok acı çektik ve bunların sonucunda da hep mükafatını aldık.

Kimim?

Kim olduğumu anlatmak düşündüğümden daha zormuş. Yaşadığı hayatın hakkını vermeye çalışan biriyim diyebilirim. Evliyim, iki çocuğum var. 37 yaşındayım. Kimyagerim, insanları anlamayı çok seviyorum. Dostlarıma çok değer veririm. Feminen enerji çok ilgimi çekiyor. Son zamanlarda doğurgan olmanın büyüsü beni doğumla ilgilenmeye itti. Şu anda Doula eğitimi alıyorum. Kalbimin sesi nereye götürürse oraya gitmeye başladığımdan beri bir şeyler daha doğru hissettiriyor. Mindfulness ve özşefkat pratiklerini çok seviyorum. Bu konularda eğitimlere katıldım. Doğa ananın insanı iyileştirme gücüne hayranım.


İlk blog, ilk heyecan.

Bu benim ilk bloğum, o yüzden ne resim koysam, duygularımı hangi açılardan yaklaşıp aktarsam, sizlere dünyanın diğer bir ucunda olanları nasıl anlatsam diye heyecandan yerimde duramıyorum. Görüş ve önerilerinizi duymak benim için çok heyecan verici, lütfen bana fikirlerinizi ve bilmek istediklerinizi yazın. Sorularınızı bekliyorum.

Go back

Your message has been sent

Warning
Warning
Warning.

Go back

Your message has been sent

Warning
Warning
Warning
Warning

Warning.

“Yuva” dediğim yerden uzakta yeni bir hayat kuran biri olarak, bunun çokça zorluklarını yaşadım.. Benim kalemimden, yaşadığım yerin güzelliklerine odaklanıp, geldiğim yeri yuva haline dönüştürmüş olmamın hikayesine semrabulu.blog ‘ta tanık olabilirsiniz.”

Yeni yazım yayınlandığında haberdar olmak için emailinizi yazın.

(iletişim bilgileriniz paylaşılmayacaktır:)